Masthead header

Arama sonuçları: hasan saraç

Söyleşi: Osman Palabıyık Hasan Saraç ile Türkiye ve dünya edebiyatının önemli isimlerinin hayatlarını ve onlar hakkında bilinmeyenleri konu ederek kaleme aldığı, yıllarca eskimeyecek bir başucu kitabı olan “Yazdıklarıyla Yaşayanlar” üzerine konuştuk… Yazdıklarıyla Yaşayanlar  yakın zamanda Portakal Kitap etiketiyle çıktı. Yazar portrelerini ilk olarak ne zaman yazmaya başladınız? Kitabın hikâyesinden  bahsedebilir misiniz biraz? İlk romanım Çapraz […]

devamını oku »

Hasan Saraç’ın yeni romanı “Turabdin’e Dönüş” Postiga etiketiyle yayımlandı. Yazar, kitabın yazılış sürecini Edebiyat Haber’e anlattı: Daha önceleri iki kez Mardin ve Midyat’ı ziyaret etmiş, tarihi mekânların güzelliğine, Süryani mimarisinin dokusuna, ince işçiliğine hayran kalmıştım. Gezdiğim Süryani kiliseleri, Batı’da gördüğüm Katolik örneklerinden daha çok ilgimi çekmiş, dört bin yıldır Mezopotamya topraklarında yaşayan Arami ırkının günümüzdeki […]

devamını oku »

Beşinci romanı Aynadaki Adam Nisan ayında yayınlanan Hasan Saraç ile İzmir Kitap Fuarı’nda yazarlık ve kültürleri yaşatmanın önemi üzerine konuştuk.  Hasan Saraç kimdir?  Babam fizik profesörü, annemse lise tarih öğretmeniydi. Ortaokulu İzmir’de, liseyi Ankara Fen Lisesi’nde bitirdim. ODTÜ’den Bilgisayar Mühendisi olarak mezun oldum, 1985 – 1988 yılları arasında yaz aylarında Harvard Business School OPM programına […]

devamını oku »

Hasan Saraç’ın yeni romanı “Aynadaki Adam” Postiga Yayınları tarafından yayımlandı. Edebiyat Haber okurlarının, sitemizde yayınlanan portre ve kitap tanıtım yazılarıyla da yakından tanıdığı Hasan Saraç’ın beşinci romanı okurlarıyla buluşuyor. “Aynadaki Adam”: Okurlar için aynaya bakma zamanı… Roman kahramanlarının içsel aynalarından yola çıkıp, bizleri kendi aynalarımızda kendimizle yüzleşmeye çağıran bir roman…  “Aynadaki Adam”, yıllar boyu birbirinden […]

devamını oku »

“İnsan kendine değer verebildiği oranda başkalarına da değer verir; diğer insanlara gerçek anlamda değer verdiğini hissettikçe kendisini de değerli bulur.” Psikiyatri alanında yazdığı önemli kitapların yanı sıra romanlarıyla da edebiyat dünyamıza farklı renkler ve tatlar kazandırmış olan Prof. Engin Geçtan, ülkemizin yetiştirdiği en seçkin düşünür ve psikiyatristler arasındadır. 1932 İzmir doğumlu olan Geçtan, İstanbul Üniversitesi […]

devamını oku »

“…babam bana imbikten geçmemiş habere inanmamayı öğretti. Gazeteler yalan söyler, tarihçiler yalan söyler, bugün televizyon da yalan söylüyor…” Gülün Adı, Foucault Sarkacı, Prag Mezarlığı gibi belgesel tadındaki romanlarının çok katmanlı kurgularıyla okuru büyüleyen Umberto Eco, ünlü bir yazar olmanın yanı sıra değerli bir akademisyen, sağduyulu bir tarihçi ve düşünür, kısacası gerçek bir entelektüel olarak da […]

devamını oku »

“Hayata çevrilmeyen tekrarın insan düşüncesinde durağanlığa yol açtığına inanırım.” Cumhuriyet döneminin ilk bürokratlarından Mithat Yenen ve Aliye Hanım (Alman asıllı Anneliese Rupp) 30 Eylül 1936 günü İstanbul’da doğan evlatlarına Sevgi adını koyarlar. Okul hayatına Ankara’da başlar Sevgi. Sürekli gözlem yapan, düşünen, duyarlı, zeki bir çocuktur. Kendisinden yedi ve on dört yıl sonra dünyaya gelen kız […]

devamını oku »

“Bir sanatçıyı, daha doğrusu bir aydını, tarih karşısında temize çıkaracak olan onun tutarlılığıdır, eğer tutarlı değilse zaten hiçbir halt olamaz.” Emekli savcı Muharrem Bedrettin İlhan ve eşi Emine Memnune Hanım, 5 Haziran 1925 günü İzmir’in Menemen ilçesinde doğan oğullarına Atilla adını koyarlar. Attila ilk ve orta öğrenimini İzmir’de tamamlar. İzmir Atatürk Lisesi’nde okurken bir kız […]

devamını oku »

“Sorumluluğunu taşıyabileceğin düşüncelerin insanı ol.” 23 Haziran 1901 günü Hüseyin Fikri Efendi ve Nesime Hanım’ın bir erkek çocuğu olur. İstanbul’un Şehzadepaşı semtinde doğan evlatlarına Ahmet Hamdi adını koyarlar. Ahmet Hamdi, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını kadı olan babasının görevi nedeniyle Anadolu’yu dolaşarak geçirir. 13 yaşındayken annesini kaybeder, üniversite çağına geldiğinde İstanbul’a döner ve 1923 yılında […]

devamını oku »

“Muhakkak ki, bütün insanların birer ruhu vardı ama birçoğu bunun farkında değildi.” 25 Şubat 1907 günü Osmanlı Piyade Binbaşısı Selahattin Ali’nin bir çocuğu dünyaya gelir. Edirne’nin bir kazasında doğan erkek evladına Sabahattin Ali adını koyar babası. Yeni doğan bebek bir melek kadar masumdur elbette. Ama içine doğduğu dünya öyle değildir. Sinsidir, kahpedir, kalleştir. Ne yazık […]

devamını oku »

Onur Ataoğlu’nun, “Kor” adlı romanın yazarı Hasan Saraç ile gerçekleştirdiği röportaj. KOR adlı yeni kitabınız bir Mevlana romanı olarak tanımlanıyor. Ancak kitabı okuduğumuzda hikâyenin günümüzde geçtiğini görüyoruz. Bu tercihinizin nasıl bir düşünceden kaynaklandığını bizimle paylaşır mısınız? Haklısınız, KOR ilk bakışta Mevlana dönemine ait bir roman izlenimini veriyor. Ama öyle değil ve aslında bilinçli bir tercih […]

devamını oku »

1. Mazeret tuzağına düşmemek… Samipaşazade Sezai Bey konaklarda büyüdü, özel hocalardan ders aldı. Neredeyse yirmi yılını Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde geçirdi. İlk ve son romanı Sergüzeşt 1888 yılında yayınlandı. Ölmeden önce de “Batılı yazarların çok zengin yaşantıları var, bizler o imkânlara sahip olamadığımız için fazla eser veremedik” diye dert yandı. Yine Osmanlı döneminde doğan, Dokuzuncu Hariciye […]

devamını oku »

“Okumaya sadece terinizi silmek için ara vereceksiniz.” Dwight Garner, New York Times Henrietta Lacks, 1 Ağustos 1920 günü Amerika’nın Virginia eyaletinde, siyahların yaşadığı bir köyde dünyaya geldi. Terk edilmiş bir istasyonun küçük bir barakasında annesi, babası ve sekiz kardeşiyle birlikte yaşamaya başladı. Annesi Eliza Lacks onuncu çocuğunu doğururken hayatını kaybettiğinde Henrietta yalnızca üç yaşındaydı. Karısı […]

devamını oku »

İmkânsız şey Şiir yazmak Aşıksan eğer; Ve yazmamak, Aylardan Nisansa Orhan Veli işte tam da böyle bir bahar sabahı, 13 Nisan 1914 günü İstanbul’un Beykoz semtinde dünyaya gelir. Babası müzisyen Mehmet Veli Bey, annesi Fatma Nigâr Hanım’dır. Bakakalırım giden geminin ardından; Atamam kendimi denize, dünya güzel; Serde erkeklik var, ağlayamam. Çocukluğu huzurlu bir ortamda geçen […]

devamını oku »

“1947 yılıydı. On dokuz yaşındaydım. Hukuk fakültesinin birinci sınıfında öğrenciydim… İlk sayfadaki giriş cümlesini hatırlıyorum, şöyle diyordu: “Bir sabah sıkıntılı rüyalarından uyanan Gregor Samsa kendisini yatağın içinde devasa bir böceğe dönüşmüş bulur.” … Lanet Olsun! Okurken böyle mırıldandım kendi kendime, “Bu doğru olamaz! Kimse böyle bir şeyin yapılabileceğini bana söylemedi! Demek olabiliyormuş! Öyleyse ben de […]

devamını oku »

“Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktında yüreğimin, alnımın çizgilerindesin memleketim, memleketim, memleketim…” İmparatorluğun gücü eridikçe topraklarını gün ve gün kaybeden Osmanlı’nın Selanik kentinde 15 Ocak 1902 günü bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Oğullarının adını Nâzım koyan babası Hikmet Bey Matbuat Genel Müdürlüğü ve Hamburg Konsolosluğu görevlerinde bulunmuş bir bürokrat, annesi Celile Hanım ise piyano çalan, resim […]

devamını oku »

“Güzel fakat uygulanması olanaksız sözler, kokusuz güzel çiçeklere benzer.”  Servet-i Fünun şairlerinden İsmail Safa ve Server Bedia’nın oğulları Peyami, 1899 yılında İstanbul’da doğar. Sürgüne gönderilen babasını kaybettiğinde henüz iki yaşındadır. Kardeşi de yakalandığı hastalık nedeniyle hayatını kaybedip annesi mateme girince, Peyami hayatının ilk yıllarını içine kapanık, çekingen bir çocuk olarak geçirecektir. “Büyük bir hastalık geçirmeyenler, […]

devamını oku »

“Her devrim gün gelir buharlaşır, ardında yapış yapış bir bürokrasi kalır.” Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun topraklarında, Prag kentinde, Almanca konuşan Yahudi bir ailenin ilk erkek çocuğu doğar. Daha I. Dünya Savaşı’nın başlamasına otuz yıl vardır. Franz Kafka’nın kayıtlarına “3 Temmuz 1883 tarihinde doğdu” diye yazar bir memur. O masum bebek hayatı boyunca hicvedeceği bürokrasiyle böylece tanışmıştır artık. […]

devamını oku »

“Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul bir adam değilim ben.  Kötü adamı sevdim ben, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kravatlı adamlardan hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, düşleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları.” Amerikan Ordusu’nun bir çavuşu, Polonya asıllı Heinrich Karl Bukowski, I. Dünya Savaşı sonrasında görev icabı Almanya’ya gider ve orada tanıştığı Katharina […]

devamını oku »

“Monarşik yönetimin en büyük sırrı, insanları denetim altında tutması gereken korkuyu dinin aldatıcı adıyla örtmek ve böylece onların kurtuluş için savaşırcasına esaret için de savaşmalarını ve yalnızca tek bir insan böbürlenebilsin diye canlarını feda etmeyi utanç verici değil, en şerefli bir başarı olarak görmelerini sağlamaktır.” On beşinci yüzyıl sonlarında Cizvit papazlarının İspanyol ve Portekiz krallarından […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z