Masthead header

Arama sonuçları: Spinoza

Sevinç Türkmen’in Aşkın Ontolojisi: Spinoza’yla Bir Yürüyüş adlı kitabı İthaki Yayınları etiketiyle yayımlandı. Tanıtım bülteninden Sevinç Türkmen Aşkın Ontolojisi: Spinoza’yla Bir Yürüyüş’te, son yıllarda giderek daha fazla rağbet gören Spinoza’nın felsefesini sıradışı bir yaklaşımla ele alıyor. Yarı-kurmaca bir çerçevede, Bento ile Maria’nın, aşk deneyimleri aracılığıyla Spinoza felsefesinin kimi önemli yanlarına ışık tutuyor: doğa, zihin, duygular, arzu ve […]

devamını oku »

Sevinç üzerine ne kadar düşünüyoruz? Evet bildiğimiz ama üzerinde pek durmadığımız o kelimeden bahsediyorum. Keder için yeterli sebeplerimiz olduğu doğru. Ancak sevinç üzerine düşünmek için de geç değildir belki hem de bu sevinç önerisi bizi daha etkin kılacak bir felsefi kavrayışla karşımıza çıkmışsa, üzerine düşünmeye ve konuşmaya değer. Çetin Balanuye’nin “Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor? ‘Reddedilemeyecek […]

devamını oku »

Türker Armaner’le Felsefe Seminerlerinin konusu “Spinoza ve Adalet”. Aşağıdaki sorulara ve benzerlerine yanıt aranacak seminer Gümüşlük Akademisi Arnavutköy’de gerçekleşecek. -Spinoza ile “beden”e bakış nasıl değişti ve bu dönüşümün siyasi kuramlara etkisi ne oldu? -Bu yaklaşımda “ahlak”ın kural koyucu bir işlevi olabilir mi? -Spinoza “irade”yi neden zihnin bir tahakküm aracı olarak görmez? -Spinoza “tanrı ya da […]

devamını oku »

“Monarşik yönetimin en büyük sırrı, insanları denetim altında tutması gereken korkuyu dinin aldatıcı adıyla örtmek ve böylece onların kurtuluş için savaşırcasına esaret için de savaşmalarını ve yalnızca tek bir insan böbürlenebilsin diye canlarını feda etmeyi utanç verici değil, en şerefli bir başarı olarak görmelerini sağlamaktır.” On beşinci yüzyıl sonlarında Cizvit papazlarının İspanyol ve Portekiz krallarından […]

devamını oku »

“İnsanın gerçekleştirebileceği en yüksek eylem anlamak için öğrenmektir, çünkü anlamak özgür olmaktır.”  Spinoza Baruch Spinoza 24 Kasım 1632’de Amsterdam’da dünyaya gelir. O tarihlerde Amsterdam, Portekiz krallığına bağlı özerk bir ticaret merkezidir. Yine o günlerde İspanya ve Portekiz’de Vatikan’a bağlı Cizvit papazlarınca kurulan engizisyon mahkemeleri Yahudilere Hıristiyanlığı dayatıyor, bu baskıya boğun eğmeyenler türlü işkencelerden geçiriliyor, katlediliyordu. […]

devamını oku »

1938 tarihli Üç İstanbul romanı edebi bir tür olarak roman kavramını Türk romanı adına karşılayan ilk yapıtlardan biri. Bugün, üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş bir dönemin politik, sosyal ve toplumsal gelişmelerini, geçen yüz yıla rağmen benzerliğini koruyan, para, güç ve iktidar ilişkilerinin  sahnelendiği olay ve mekan kurgusuyla anlatan bir dönem romanı. Roman karakterlerine ait […]

devamını oku »

Cevaplardan çok üretilen soruların kayda değer bulunduğu ve “bilgelik sevgisi’’ anlamına gelen felsefe, kimilerinin uzak durmayı seçtiği kimilerinin ise ilgi odağında yer alan bir disiplindir. Antikçağdan günümüze dek bu disiplinin her alanda aktif bir şekilde ele alınması sayesinde insanın düşünce sürecinde ve günlük yaşam pratiklerinde yer alan teknolojik gelişmelerde felsefenin ne kadar etkili olduğunu görebilmekteyiz. […]

devamını oku »

Nick Hewlett’in “Badiou, Balibar, Rancière: Özgürleşmeyi Yeniden Düşünmek” adlı kitabı, H. İlksen Mavituna çevirisiyle Metropolis Yayıncılık tarafından yayımlandı. Tanıtım bülteninden Felsefi düşüncenin gücü, 21. yüzyılda dönüştürücü ve eşitlikçi amaçlar doğrultusunda nasıl kullanılabilir? “Olay kuramı” ile Alain Badiou, “eşitliközgürlük” önermesiyle Etienne Balibar ve hakiki siyasetin koşullarını eşitlik temelinde araştıran Jacques Rancière, 1980’lerin sonundan bu yana siyasi düşünce alanında […]

devamını oku »

İyiye dair arzularımızın kesintiye uğratıldığı bir süreçte varlık çabası veriyoruz. Kitapların dünyası ile içerisinde bulunduğumuz yaşam arasındaki çelişki bazen insanı çıkmaza sokuyor çünkü bilginin, rüyasını kurduğunuz yaşamın, hayatın gerçekliği ile olan imkânsız ilişkisi bize şöyle bir soru sorduruyor: Bize her şeyin iyi olacağına dair umut vaat eden metinler mi yoksa, hayalini kurduğunun gerçek olamayacak kadar […]

devamını oku »

Nasıl rastladım, nerede okudum hatırlamıyorum; fakat ne zaman gördüklerimizle yaşadıklarımıza, duyduklarımızla bildiklerimize, hissettiklerimizle duyarsız kaldıklarımıza -sanki kimsenin bilmediği bir sırrı verir gibi- ağırbaşlı edayla anlam yüklemeye çalışsam, bu küçük hikâyenin anlattığı, beyhude çabamdan daha etkili olur. Zamanın birinde büyük bir mermer kütlesinin üzerinde çalışan bir heykeltraş günlerce, haftalarca koca mermeri oyup durmuş. Sabırla. Yorulmadan. Bir […]

devamını oku »

“Postmodern birey ise parçalanmış bireydir. İnsanlık tarihinin bilinen hiçbir döneminde zaman bu derece muğlâklaşmamıştı.” Zygmunt Bauman “Nitekim zaman nedir?” diye sorar Augustinus İtiraflar’da. Geçmiş, şimdi ve gelecek hakkında akıl yürütür ve sonra Tanrı’ya seslenir: “Eğer, gelecek ve geçmiş varsa, nerede onlar?” Ve ekler, “zaman nedir diye sorarsanız bilmiyorum, sormazsanız biliyorum.” Zaman nedir diye sormaz Herzog. […]

devamını oku »

Heinrich Heine’nin “Almanya’da Din ve Felsefenin Tarihi Üzerine” adlı kitabı,  Semih Uçar çevirisiyle Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı. Tanıtım bülteninden Heinrich Heine, Almancanın gelmiş geçmiş en büyük, en etkili kalemlerinden biri. Yaşarken büyük üne sahip oldu. Ünü Almanya dışına, bütün Avrupa’ya özellikle Fransa’ya yayıldı. Nietzsche onun hakkında şunları yazmıştı: “Şairliğe dair en yüce fikri bana Heinrich […]

devamını oku »

Voltaire’ın “Cahil Filozof” adlı klasik kitabı Güzin Aker’in çevirisiyle, Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayımlandı. Tanıtım metninden:  “Voltaire’in küçük ama fırtınalı metni Cahil Filozof, 1766 yılının son ayında yayımlandığında düşünür 72 yaşındadır: Düşünsel savaşım içinde geçmiş bir ömrün son perdesinde kaleme alınmış bir tür felsefi vasiyetname. Voltaire burada bütün bir felsefe geleneğiyle hesaplaşıyor: Descartes’a, Leibniz’e, Spinoza’ya […]

devamını oku »

Meltem Arıkan’a, onunla hatırlayıp paylaştığımız zamana. Bu günü bekledim. Kaç zamandır ilkgençlik çağımın semtine gitmek istiyordum. Başka bir ülkede, kara parçasında bir semt gibi uzağına düşmüştüm. Gidememek burcuna tutulmak da bu olsa gerek! Bütün yolları bilirsiniz, ama gidemezsiniz… Sanki, daha o yeni yetme çağlarında, kulağıma fısıldamıştı Lorca imkânsızın ne olabileceğini: Bilirim de yolları, Varamam Kurtuba’ya… […]

devamını oku »

Düşe döndük mü demeli şimdi yokluğunuza… Ya da bırakıp gitmelerin anlamını mı sorgulamalı yoksa… Sık sık sorguladığınız değil miydi “sonsuzluk nerede”? Peki, şimdi ne yapmalı bütün bu bırakıp gitmelerin yaşattığı boşlukları, acıları… İçerlediğimiz zamanları, hoyratlıkları, umarsızlıkları… Bir sözle başlamalı belki de sevgili John Berger. Yazdığınız “Otoportre” beni şu açıdan ilgilendiriyor; insan neyse onu yazar, bütün […]

devamını oku »

Yazarlarla yapılan söyleşilerin onları yakından tanımaya vesile olduğunu düşünürüm. Özellikle söyleşiyi gerçekleştiren kişi yazarı yakından takip eden, ustalıkla sorular hazırlayıp, yazarın derinlerine inebilen ve söyleşiyi resmi boyuttan muhabbet boyutuna getirebilen bir ortamı oluşturabilmişse, okuyucuya keyifli bir sohbetin ortasına düşmek kalır. Metis’in diyaloglar serisi bu bahsettiğimiz durumu gerçekleştirebilmiş bir dizi. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan John Berger ve […]

devamını oku »

“Kitaba Dönüşmek” serisinin onuncu programında, felsefeci Güçlü Ateşoğlu, yayıncı Mustafa Küpüşoğlu ve çevirmen Murat Erşen, kitap ve bilgi üretimi üzerine 2 Aralık saat 19.00’da SALT Galatada söyleşecek. Güçlü Ateşoğlu, Mustafa Küpüşoğlu ve Murat Erşen’in söyleşisi, Ulus Baker tarafından “mikro sosyolojinin kurucusu” olarak nitelenen Gabriel de Tarde’ın “Bir kitap yani bilgi nasıl üretilir?” sorusu etrafında şekillenecek. […]

devamını oku »

Goce Smilevski’nin “Freud’un Kız Kardeşi” adlı romanı, Levent Ademov çevirisiyle Nora Kitap tarafından yayımlandı. Tanıtım bülteninden Viyana, 1938: Naziler şehri kuşattığında Sigmund Freud’a ülkeden çıkış vizesi verilir ve yanında götüreceği kişilerin listesini yapması istenir. Freud doktorunu, hizmetçilerini, onların ailelerini, baldızını, hatta köpeğini bile bu listeye koymasına rağmen kız kardeşlerini arkasında bırakır. Ağabeyleri hayatının geri kalanını […]

devamını oku »

Andrey Platonov, Dönüş’te, “…anlamak gerekiyordu insanın varoluşu neyin nesiydi – ciddi bir şey miydi, yoksa şaka mıydı?” diye sorar. Peki, varlık nedir? Düşününce mi vardır insan ya da var olduğu için mi düşünür? Heidegger’ce sorarsak, düşündüğümüzü mü düşünürüz? Yoksa düşünce bir olay mıdır? Varoluş süreci düşünceyi fotosentezden ayırmaya başladığımız yerden mi doğar? İnsanı bitkiden ayıran […]

devamını oku »

Bazı kitaplar ve yazarlar sizi heyecanlandırır. Kitabın çıkacağını duyduğunuz an bir etkilenme hisseder ve beklemeye başlarsınız. Bilirsiniz ki o kitapla karşılaşmak size güzel duygular hissettirecektir. Okurken içinize ılık ılık yayılacaktır kelimeleri, bazen tüyleriniz diken diken olacak bazen de gözünüz siz fark etmeden doluverecektir. Ulus Baker bize şöyle bir Spinoza varsayımından bahseder: “Karşımızdaki birisinin, herhangi bir […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z