Masthead header

1. Manga üzerine: Kim dost kim düşman? | Aydın İleri

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Savaşı canlı yayınlarda izlediğimizde Körfez Savaşı yıllarıydı. “Özgürleştirme” adına işgalin meşrulaştırılması çocukluğumuzda kazındı beyinlerimize. Bu özgürleştirme operasyonlarında siviller, en çok da çocuk ve kadınlar ölüyordu. Ölüm=Özgürleşme.

Kendisi de eski bir asker olan, 2012 Yılı Amerika’nın Gençlik Edebiyatı Elçisi seçilen Walter Dean Myers, 1. Manga’da, Amerikalı ve Iraklı gençlerin gözünden çok yakın tarihte gerçekleşen, Amerika’nın Irak’ı özgürleştirme serüvenini anlatıyor.

Myers, kitabı yazarken 1. Körfez savaşında asker olan oğlunun Ortadoğu’ya dair düşünce, deneyimlerinden ve gelini Binbaşı Spring Myers’in savaşı yaşayan askerlerin yaşadığı sorunları dinleyerek oluşturduğu kitap çalışmasından yararlanmış.

Savaşı canlı yayınlarda izlediğimizde Körfez Savaşı yıllarıydı. “Özgürleştirme” adına işgalin meşrulaştırılması çocukluğumuzda kazındı beyinlerimize. Bu özgürleştirme operasyonlarında siviller, en çok da çocuk ve kadınlar ölüyordu. Ölüm=Özgürleşme.

O günleri beyaz camın karşısında  kurgu film izler gibi, hep bize gösterildiği kadarıyla izledik.   Oysa gerçekler bambaşkaydı.  Amerikalı askerlerin, işgal altındaki Irak’ta yer alan Ebu Gureyb Cezaevi’nde tutuklulara uyguladıkları işkence ve kötüye kullanma olayları bu insanlık dışı  sürecin  bir yüzüydü.

Amerikalı gençlere büyük Amerika’nın tüm dünyayı özgürleştireceği misyonu aşılanarak  gençlerin savaşa motive edilmesi yeni bir süreç değildi. “Savaş Kafası” savaşacak bir düşmanı, işgal edilecek toprakları, özgürleştirilecek bir halkı her zaman buluyordu. Yaptıklarını normalmiş gibi göstermek için hayatın her alanında çalışıyordu. Savaş oyunları, savaş oyuncakları ve tabi ki bizim kuşağın defalarca izlediği ve hep öldürenle-yenenle özdeşleştiğimiz Rambo film serileri ve onun taklitleri. Savaş, işgal edilen toprakların dışına çıkarılarak, özellikle medya eliyle, tüm dünyaya “ayağınızı denk alın mesajı” veriliyordu. Nitekim “Irak İşgali” Amerikan Rüyası için ne ilkti ne son olacağa benziyordu.

Irak’taki misyonları; kitle imha silahlarını ortadan kaldırıp demokrasiyi kurarak, Amerika’yı düşmanlarına karşı savunmaktı. Bu, Ortadoğu’da birçok ülkeye savaş açmak için kes kopyala yapıştır bir savaş nedeni olabilirdi.

1.Manga’da kitabın kahramanlarından Darcy’nin kelimeleri savaşın vahametini ortaya koyuyor.Büyük büyükannemin bu saçmalığa kafası yatmayacak,’ dedi Darcy. ‘Benim de kafam yatmıyor ki. Burada oturmuş, kim olduğunu bilmediğimiz düşmanlar ve kim olduğundan emin olmadığımız dostlar hakkında konuşuyoruz.”(s.35)

Kimin dost kimin düşman olduğunu bilmemenin belirsizliği savaşa sürüklenen gençlerin çaresizliği. Karşıdan gelen her araçtan sana bir saldırı olacağını, karşıdan yürüyen her canlının sana saldıracağını düşünüyor olmanın psikolojisini kitabın başka bir kahramanı olan Pendleton şöyle anlatıyor;

“Bir  düşensene, dedi Pendleton, önümüze çıkanı öldürmek ve ayrımı “Tanrı’nın yapmasını istemek.” Başımı çevirip ona baktım. Gülümsemiyordu. Söylediğinde samimiydi.”(s.35)

Sivil İşler Birliği savaşın yıkımını hafifletmek ve işgali ve işgalcileri hoş göstermek için çalışmalar yapan bir birlikti. İşgal edilen topraklardaki yerel direnişlerin önüne geçmek, silahla kazanılamayan gönüllere sivil hamlelerle kazanmak için çalışmalar yapıyordu.

Halkı  kazanmakla görevlendirilmiş Sivil İşler,  dostu düşmanı anlamaya çalışıyordu.

Çok yakınlarda silah sesleri devam ederken çocukların dişetlerine bakan, antibiyotik ve ağrı kesiciler dağıtan hekimler, çocuklarla futbol maçı yapan askerler Sivil İşler’in faaliyetleri arasındaydı.

“Çok garipti. Meydanın bir yanında, oğlanın öldürüldüğü yeri yıkayan insanlar vardı. Diğer yanında ise sıhhiyecilerimiz, ağrıları muayene edip antibiyotik yazıyordu.”(s.66)

İşin adı ‘Sivil İşler’ de olsa onlar askerdi, savaşın ortasındaydılar. Her an ölümün nefesini ensesinde hissedecek kadar yakındılar çatışmalara. Kimi zaman rutin işlerini yaparken kimi zaman bir köye bir hastaya bakmaya gittiklerinde bir bombardımanın, bir çatışmanın ortasında kalabiliyorlar ve Sivil İşler’in silahları konuşuyordu. Genç erkeklerin ve genç kadınların ülkelerinde bıraktıkları, özlem duydukları aileleri, sevdikleri vardı. Zaman zaman savaşı sorgulasalar da emir demiri kesiyordu. İyi bir doktor, psikolog, sağlık memuru olsalar da savaş gereği tetiğe basmaktan geri durmuyorlardı.

Adı savaş olan bir oyunun oyuncuları olmak zordu. Birkaç gün önce başlarını okşayarak şeker dağıttığı çocuklar birkaç gün sonra onların hedefi olabiliyordu. Hiç tanımadığı bir coğrafyada hiç tanımadıkları insanlarla dost ve düşmandılar. Ağlayan ailelere, yakılan ağıtlara, acılara tanık oluyorlardı. Hiç kimselere anlatamayacakları ve kendileriyle mezara götürecek yaşanmışlıklar biriktiriyorlardı savaştan. Romanın başkahramanı Robin, savaş sırasında amcasıyla mektuplaşmalarında Vietnam Savaşına katılan amcasının bu savaşa dair yaşadıklarını neden anlatamadığını şimdi daha iyi anladığını yazıyordu.

 

Savaş sadece silahla sürmüyordu.  Amerika’nın gücü psikolojik olarak da havada, karada, yerde düşmanına meydan okuyarak göz korkutuyordu. “Irak’a havadan bıraktıkları ve gittiğimiz yerde dağıttıkları broşürleri görmüştüm. Birçoğu, bir yüzünde İngilizce diğer yüzünde Arapça tehditlerden oluşuyordu. Bizi vurursanız sizi öldürürüz, ama dostumuz olursanız yeni bir ulus kurmanızda size yardım ederiz.”(s.79)

Yazılanlar, gösterilenler savaşı meşrulaştırmaya yönelik girişimler oluyordu her işgalde. Huzuru ve barışı getirmek için geliyordu ağır silahlı askerler. Arkalarında binlerce ölü insan bırakarak yerle bir ediliyordu işgal edilen topraklar. Savaşlardan geriye ölü çocuklar, tecavüz edilen kadınlar, talan, yağma ve unutulmayacak acılar kalıyordu insanlığa.

Savaşın kendisinin ne kadar korkunç ve yıkıcı olduğunu bilmek için savaşı yaşamak gerekmiyor. Savaşın tüm çıplaklığını anlatan “Barış Kültürü”ne katkı sunan belgeseller, filmler, kitaplar iyi ki var. “Barış”ın değerini kavratacak, savaşın gerçek fotoğrafını insanlığa gösteren nitelikli sanat eserleri üreten sanatçıların varlığı insanlık için bir umut.

Onsekiz Kitap’ın dokuzuncu kitabı 1. Manga, savaş çığırtkanlığının her geçen gün arttırıldığı bu günlerde barış’ın değerini topluma kavratacak, barış bilincini aşılayacak, barış kültürünü kökleştirecek, elden düşürülmeden okunacak bir roman. Savaşların olmadığı tüm insanlığın barış içinde yaşayacağı güzel günler, “Savaşsız Bir Dünya Mümkün…”

Savaşın gerçek yüzü, en etkileyici haliyle  savaşan birinin gözünden anlatılabilirdi. 1.Manga’da da öyle yapılmış. Savaşa en çarpıcı haliyle savaşanın gözünden bakmamızı sağlıyor bu kitap.  Buna ilişkin bir alıntıyla bitirmek istiyorum yazıyı:

 “Her şey, filmlerde ya da televizyonda göründüğü gibi pürüzsüz değildi. Savaş daha dağınık, daha hızlı ve daha şiddetliydi. Sesler, hayal ettiğimden çok daha gürültülüydü. Hedefi bulan bombaların sesleri, çarpışmalardan yayınlan ısı ve titreşimler sanki içimden geçiyor gibiydi. Aradan zaman geçtikten sonra, titreşimler, hiçbir şey olmuyorken bile hissediliyordu. Savaşın çöküntüsünü içime çekiyordum sanki, yavaş yavaş. Savaş benim bir parçam olmaya başlıyordu sanki, yavaş yavaş. Belki de bu gülümseyen yüz Iraklılar için değildi. Belki kendimiz içindi.” (s.103)

Aydın İleri – edebiyathaber.net (30 Ağustos 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z